10 Şubat 2015

Geceyarısı, 00:22

Bazen son ana kadar başınıza geleceği bilir ama aksini umut edersiniz. Olmayacaktır, bilirsiniz ama yine de bir umut, bir mucize beklersiniz. Kaş'ta son iki ayım her seferinde tahmin haritasına bakıp aksini bekleyerek geçti. Her seferinde bir yandan biliyorum, geliyor ama diğer yandan da bekliyorum, hani belki sıyırır geçer...

Üç gün önce yine Poseidon ve ISRAMAR ikilisi fena halde canımı sıktı. Pazartesi gecesi başlayacak ve Salı akşamına kadar sürecek 8-9 Bofor lodos gösteriyordu tahminler. Hele Ege, kopuyor. İşin kötüsü Salı günü Antalya'ya yola çıkmam gerek, Çarşamba sabahı da İstanbul'a uçacağım. Hal böyle olunca iki gündür cehennem azabına döndü bekleyiş. Lodosu ve asıl derdim, limana girecek soluğanı beklemeye başladım yine küfrederek. Bir yandan da içten içe, bu sefer sıyırır belki diye iç geçirdim durdum.

Sabah kalkar kalkmaz yine açtım haritaları, o da ne, Kaş üzerindeki 8-9 Lodos gitmiş, yerine makul, mantıklı bir kuzeyli hava... Hatta bir de sabah sabah penceremde gökkuşağı. Kıllandım iyice, ikna olmadım, attım kendimi dışarı, tatlı bir esinti, biraz yağmur. Derken bir de üzerine açtı mı hava! Gün boyu fırtına öncesi sessizliği...

Tekrar açtım haritayı, bildiğin yırtmışız. Hatta ilginç bir harita çıktı karşıma. Tam da aşağıdaki gibi. Uzun zamandır hiç bu kadar sevinmemiştim herhalde. 

Gece gece kaçak elektrik alırken biraz esti, sağlam yağdı; deli gibi ıslandım ama kimin umurunda. Yırttım ya bu sefer, ohhh!

Şimdi Yengeç'le uzun bir ayrılık zamanı. Yarın öğleye kadar birlikte vakit geçireceğiz, sonra önce Antalya, sonra İstanbul ve sonra uzak doğuya toplam bir aylık bir ayrılık...

Kaş Günlüğü 14 Mart'ta Yengeç karaya çıktıktan sonra devam edecek...

Öğle, 13:30

Gün hafif bir fırtına, küçük çaplı bir tufan ve ardından doluyla başladı. Öğleye doğru deniz kabardıkça kabardı. Liman içi yine mahşer yeri. Tekneler bir sağa, bir sola, çaresizce salınıyorlar. Bir yandan nefis bir harmoni, izlemesi keyifli bir görüntü. İzlerken zihnimde Kuğu Gölü balesinin muhteşem ezgisi ekleniyor, kaptırıp gidiyorum. Sonra bir platformun çarpma sesi, bir babanın iniltisiyle kendime geliyorum. Yengeç'in keyfi yerinde. Makul ölçülerde salınıyor. Babalar gayet iyi, esneticiler işlerini iyi yapıyor. Ama bazı tekneler gerçekten zor durumda. Bir kaçına el atmaya çalışıyorum ama hangi biri...

Derken dalgalar yine mendireği aşmaya başladı. Önce Sude Boran teknesinin karada duran botunu aldı götürdü. Ardından karadaki tekneleri kestirdi gözüne. Coştu yine Akdeniz. Bir kaç tekneyi devirdi olduğu yere. Tam da çekek olarak ne derece doğru bir yer burası diye düşünürken...

Kaş'ta son saatlerim. Bir kaç saat içinde yola koyulacağım. Benim ve çevremdeki bir kaç arkadaşımın ortak kanısı, ben gidince her şey yoluna gireceği yönünde :) 

Zaten İstanbul'da bekleyen havaya da bakınca...

Öğleden sonra, 16:20

Hasan kaptana az evvel "son yirmi yıldır yaşanmayan başka ne var?" diye sordum. "Hepsi bu" dedi. İnandım mı, kesinlikle hayır.

Liman yıkıldı. Karadaki en az 10 tekne devrildi. Denizdekiler can pazarında. Bir kaç kez dalgalarla sürükleniyordum, sürüklenenler de oldu. İki arkadaş karşı kıyıdan çıktı. Özellikle mendirekte kırılan bir dalga can havliyle atladığım Sude Boran teknesine kadar geldi, tekne tamamen suyla doldu, neredeyse battık çıktı. Bu yaşıma kadar böyle bir şey görmemiştim.

Biraz kurulanma molası verdim ama can pazarı hala sürüyor. Aşağıda ilk anlarda çektiklerim var. Hasar tespit 18:00 civarı. Yengeç hala direniyor...

Akşamüstü

Ben sorunsuz atlattım ama bir çok arkadaşımın canı yandı, tekneleri karada oldukları yerde devrildi. Her biri için içim parçalandı. Özellikle mendirekte patlayıp apartman gibi yükselen ve karadaki tüm teknelerin üzerinden denizde bulunduğumuz teknenin üzerine dökülen dalgayı ömür boyu unutacağımı sanmıyorum. Görkemli, ve bir o kadar da korkutucu bir tabloydu. Bir kaç kez sularla sürükleniyordum. Elektrik pedestali en az üç dört kez kıçımı kurtardı. Elimden geldiğince ortalıkta koşturdum bütün gün, birilerine yardımım dokunursa diye. Sonuçta 19:30 itibarı ile limandan ayrılıp Antalya yoluna düştüm. Bıraktığımda batı-kuzeybatıya meyletmiş makul bir rüzgar vardı. Gerçi artık makul anlayışım da değişti. Öyle, böyle soluğan bitti, deniz sakinleşmeye başladı ve Yengeç'le aramıza bir aylık bir mesafe an itibarı ile girdi.

Bir fırsatı olduğunda bugün yaşananları detaylı olarak anlatmak istiyorum. Karadaki tekneleri, yerleşimlerini vs. Bence tek kelimeyle ibretlik.