19 Ekim 2014

Ekim bayram telaşıyla başladı. Hemen öncesinde üç gün süren fırtına kışa dair biraz fikir verdi. Liman içinde 36-38 knot civarında esen günbatısı ve lodos çok baş ağrıtmadı ama 3-4 gün sürünce baydı.

Bayramdan hemen önce bağlı olduğumuz yerin de bir sahibi olduğunu öğrenince yine liman içerisinde bir yer değişikliği yapmak gerekti. Tonozumuzu, masalarımızı, mangalımızı ve bot enkazımızı alıp 5 tekne kadar liman dışına doğru kaydık ve yeniden yerleştik. Bu arada bizim emektar dinginin içerisine 5-6 tane gümüş balığı yerleşmiş, mutlu mesut yaşıyor. Onları görünce botu suda bırakıp kendi çapımda bir balık çiftliği kurdum:)

Bayramdan hemen sonra bir gelişme daha oldu. Liman görevlileri bize elektrik veren iki arkadaşımızı tehdit etmişler.

"Bu limanın bir düzeni, disiplini var. Bozuyorsunuz. Biz onlara tavır koyuyoruz, siz engel oluyorsunuz. Bundan böyle size de elektrik vermeyeceğiz."

Aslında bundan hemen bir iki gün önce de başka bir arkadaşımla üstü kapalı bir mesaj gönderip, dertlerini dile getirmişler.

"Bize gelse, idare edin dese ederdik ama adam bizi muhatap bile almıyor, beş kuruş ödemiyor." gibi bir serzenişte bulunmuşlar. Zaten ilk geldiğim günlerde başka arkadaşlarım da ceplerine 100-200 sıkıştır idare ederler demişti, hadi len demiştim. Daha neler.

Bana böyle bir tehditte bulunsalar son derece eğlenceli olurdu ama arkadaşlar üzerinde gayet etkili olmuş. Ne de olsa herkes kendi derdinde. Sonuç olarak Ekim başından itibaren elektrik ve su imkanımız tamamen kesilmiş oldu. Lanet olası aküler şarj tutsa çok da dert değildi aslında ama bu durum ciddi boyutlarda can sıkıcı olmaya başladı. Yine soluğu belediye başkanında aldıysam da meşguldü, görüşemedik.

Geçen hafta bu koşullar altında daha önce vermiş olduğum bir söze istinaden İstanbul'a gitmem ve bir foruma katılmam gerekti. Sanırım çağırdıklarına, çağıracaklarına pişman oldular.:) İyi tarafı buzdolabı kompresörü ve hidrofor kayışı oldu. Danfoss kompresörün ithalatçısı değişmiş. Kafadan 800-900 TL istedikleri kompresörü 450 TL'ye buldum. Bendeki beyin sağlam, istemiyorum bunu deyince beyine de bir müşteri bulduk ve sadece 290 TL'ye aldım. Ardından meşhur Karaosman firması ile tanıştık. Telefondakinin aksine son derece ilgiliydiler. Sonunda emektar hidroforun kayışını da bulduk, siparişini verdik. En azından iki kalemi silmemi sağladı İstanbul seferi.

İstanbul'a gelmeden önce bir de neşeli gelişme oldu aslında. İstanbul'da tasfiye ettiğim işin yerine ne koyacağım diye düşünürken bir İngiliz'in motoryatını Göcek'ten getirip, Kaş Marinaya bağladım ve bir yıl boyunca bakım vs işlerini üstlendim. İlk ciddi motoryat seyrim diyebilirim. Benim canıma okuyan Yedi Burunlar karıncanın su içtiği misali uysaldı. Tony'nin ricası üzerine son derece yavaş bir seyir yaptı; 12 knot. İçimden bayağı bir saydırdım:) Len benim seyir hızımın iki katına adamlar çok yavaş diyorlar!

Dün Kaş'a döner dönmez fırtına uyarısı üzerine alarma geçtik. Sabah saat 4:00 civarı Kaş'ı çeviren dağların fırtına üzerinde etkisini birebir gözlemleme şansım oldu. 41 knot'a ulaşan rüzgar ile bir ara kıçımızı karaya vuruyorduk neredeyse. Uykusuz saatlerin sonunda 35-41 knot aralığında ve doğu-kuzeydoğu, kuzey, batı-güneybatı yönlerinden bindiren rüzgara karşı kahramanca direndik:) Bugün akşam saatlerinde güçlenerek geri geldi. Önce doğudan bindirmeye başladı, şimdi 35 knot civarı kuzeyden vuruyor. Yarın ilk iş dalıp ikinci bir tonoz bağlayacağım. Yarın öğleden sonra daha da bindirmesi bekleniyormuş.

Burada özellikle kuzey rüzgarı tepeden iniyor ve limanı dolaşarak bindiriyor. Batı ve güneybatı çok sıkıntı değil ama kuzey ve doğu ciddi karıştırıyor liman içini.

45 sene boyunca aynı denizi, aynı gökyüzünü izledikten sonra buralarda hala sudan çıkmış balık gibiyim. Daha yeni yeni öğreniyorum buraların denizini de, havasını da. Ama ilk öğrendiğim basit ve önemli; bu coğrafyada her şey büyük büyük yaşanıyor. Rüzgar da, dalga da hatta yağmur damlaları bile neredeyse can yakıyor...

Bu gece yine nöbetteyiz bakalım...