30 Eylül 2014

Eylül sıkıntılı başladı. Aküler ve bok tankına bir de buzdolabı ve hidrofor pompası eklenince hayatın tadı kaçtı iyice. Derken ana sintine pompası da kervana eklendi. Ha bir de emektar dingi resmen bitti. Bilmem kaç ayrı yerinden birden açılıp koyverdi kendini:)

Buzdolabının Danfoss kompresörü daha hepi topu birbuçuk senelikti ki koyverdi. Yenisi için işçilik hariç 800 TL dediler. Çözüm olarak en azından bir süreliğine buzdolapsız yaşamayı seçtik. Daha doğrusu seçmek zorunda kaldık. Hidroforun durumu daha da sinir bozucu. Tanklı hidroforun triger kayışı kopmuş. Aynı diş aralığında ve ölçüde kayış yakın coğrafyada bulunamadı. İstanbul'da ithalatçısını bulduk ama kayışı görmeden bir şey diyemem diyor. Bu arada kayış Fethiye'den bakmak üzere alan arkadaşla birlikte sırra kadem bastı. Bir dostun babası İzmir'den bir kayış buldu getirdi ama ne ölçü tuttu, ne de diş arası. Sıkıştırarak taktım yerine. Gel gör her on dakikada bir kayış atıyor. Kaldır kapağı, dal makine dairesine, tak yerine...

Eylül itibarı ile liman görevlileri de sanırım dönemlerine girdiler. Önce afra tafra yapmaya başladılar. Yaşlıca olanı bir ara beni çevirip iki ay oldu, beş kuruş ödemedin gibisinden bir şeyler zırvaladı. Bende belediye ile görüştüğümü, bir formül bulunmasına çalıştığımı söyledim ama tabi 30 senede sadece "angır" kelimesini öğrenebilmiş bir yetenek karşısında pek de ikna edici olamadım sanırım. Neyse, yine tuttum belediyenin yolunu. Limana bakan belediye görevlisine durumu izah ettim. İlgili ve yaratıcı bir adam çıktı. Yengeç için bir kereye özel 39,375 TL verirsem yıllık 4,800 TL karşılığı bir yerim olabileceğini söyledi. Sempatiden nasibini almamış bu durum karşısında biraz çemkirip avukat arkadaşımın yolunu tuttum. Durumu anlattım. Yazılı olarak başvurup tarifelerini almaya çalışalım falan gibi bir yol belirledik. Derken aynı günlerde elektrik almak için gittiğimde "sana elektrik veremeyiz" dedi hazreti liman görevlileri. Sakin kalmaya çalışarak bu kez belediye başkanına gittim. Kapısından girdiğim anda pek sevemedik sanırım bir birimizi. Kendisine Kaş'a yerleştiğimi, hiç bir yere gitmeye niyetim olmadığını, kıyak istemediğimi sadece yıllık bağlama talep ettiğimi ya da Ağustos - Ekim ayları için makul, mantıklı bir rakam çıkartmalarını bir de limanda görevli palyaçolarına asgari de olsa bir ayar çekmelerini talep ettim. Ve tabi döndüğümde de elektrik alabilmek istediğimi belirttim. Kibarca ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalışacaklarını söyledi ve çıktım.

İkinci ayımda limanda işgalci konuma düştüm. Elektrik ve suyu ancak dostların kartıyla alabiliyor ve döndüğümde yerimi bulamamak kaygısıyla denize de çıkamıyorum. Kaş deneyimi Eylül ile birlikte daha da ilginç bir hal almaya başladı.

Eylül'ün sonuna doğru yaşam aynı tempoda akarken bir gün çözüp palamarı Göcek'e gitmeye yeltendiysem de sonra kalıp iki palyaçoya kapak olmaya karar verdim. Başladık karşılıklı olarak birbirimizi taciz etmeye...

Hidroforsuz, buzdolapsız, dingisiz ve bol gerilimle geride kaldı Eylül.