31 Ağustos 2014

Ağustos ilerledikçe bir limanda yaşamak ne mene bir şeymiş öğrenmeye başladık. Bir çok açıdan keyifli aslında. Sürekli bir hareket var; çeşit çeşit tekneler, giriyorlar, çıkıyorlar, demir atıp, demir takıyorlar. Bazı teknelerin seslerine öyle alıştım ki daha limana yaklaşırken anlıyorum geldiklerini.

Kaş limanı başlı başına bir fenomen aslında. Yıllar önce balıkçı barınağı iken -ne alakaysa- Maliye Bakanlığı bir ihale açarak bir kısmını balıkçılar kooperatifine kiralamış, bir kısmını da belediyeye. Şimdiki statüsü kocaman bir soru işareti. Belediye marinası diyorlar ama gelin görün böyle bir tanım en azından mevzuatta yok:)

Liman sahası aynı zamanda spor kulübüne otopark olarak kiralanmış. Yani teknenizin kıçında araç görmeye alışmalısınız. Tabi daha da neşelisi aynı liman sahasının, yani otopark ve teknelerin işgal ettiği liman sahasının aynı zamanda yamaç paraşütü iniş pisti de olması. Hakim rüzgar batı-güneybatı olunca paraşütlerin inişi bambaşka bir alem. Yelken direklerini yalayarak inen paraşütler zaman zaman meydanda salınarak yürüyen yayalar ya da hareket halinde taşıtlarla da burun buruna gelebiliyor.

Liman görevlileri pek bir sevimliler. Telsizleri, botları ya da yabancı dilleri yok ama çok afili izbarço atıyorlar. Limanın güvenliği apayrı bir fenomen. Bir yangın tüpü bile yok. Bir tekne batsa ya da bir sızıntı falan olsa liman görevlilerinin yeterlikleri koşarak radyasyondan kaçan benzerlerinden aşağı değil.

Bir diğer mevzu da charter tekneleri. Gece olduğunda tam bir kabus oluyorlar. Yüksek volümlü müzik, bağırış, çağırış... başlı başına bir huzursuzluk kaynağı oluyorlar. Hele bir de küfür dağarcıkları var ki, ben bugüne kadar küfrettiğimi sanıyormuşum. Mesela geçenlerde bir tanesi ile aramızda geçen konuşma şöyle bir şeydi:

-"Abicim rica etsem bir onbeş dakika koymadan durabilir misiniz? Sadece merak ettim yani, mümkün olabilir mi?"

-"Pardon abi ya, çok mu abarttık? Çok afedersiniz."

Sonucu merak edenler için, 10 dakika bile sürmedi. Hatta ertesi sabah Nükhet "Yeter ulan!" deyyu daldı mevzuya. O işe yaradı mı, ı ıhh :)

Daha önce de bahsettiğim gibi limanın tam ortasından ana tonoz zinciri geçiyor. Ola ki girecek olursanız unutmayın. Demiri mutlaka ilerisine atmak gerekiyor. Aksi durumda demiri takmama ihtimaliniz yok. Bu durum genelde can sıkıcı olsa da çoğu zaman rutin yaşantımıza hareket de getiriyor. Mesela Ağustos'un ilk haftası 37 metrelik görkemli bir yelkenli tüm uyarılarımıza duyarsız kalıp taktı demiri. Daha sonra da tüm heybetiyle Yengeç'in üzerine yaslandı ki ürpertici bir görüntüydü.

Ağustos'un son günlerine doğru hayattaki en önemli değişiklik patlayan bok tankı ve sonrasındaki tuvalet eziyeti oldu. Hikayesini ayrı başlıkta paylaşmıştım zaten, daha fazla boka sarmayayım.

Yolculuk boyunca Facebook üzerinden yazıştığım ama tanımadığım bir "Facebook" arkadaşım vardı. Oh hayat sana güzel dedikçe atla gel sende demiştim. Ağustos'un son günlerindeki tek sürpriz atlayıp gelmesi oldu. Böylelikle tanışmış olduk. Aynı gün bir de kadim dost çıkıp gelince Yengeç'in mevcudu Olcay'la birlikte 5 kişi oldu.

Sürpriz misafir Göker ve kadim dost Harun'un gelmesiyle her gün denize çıkar olduk. Limanağzı'na gidip tonoza bağlanıp dalıyor, meradaki inekler misali deniz çayırlarını yiyen Caretta caretta'ları izliyorduk keyifle. Caretta nüfusu patlamış vaziyette. Denizin üzerinde, altında, limanın içinde; her an, her yerde karşılaşmak mümkün. Ama benim favorim bir yavru. Akıntı halatının ucuna bağladığım usturmaça suya düştüğü gibi gelip onunla oynamaya başlayan piç mi piç bir yavru :)

Yeri gelmişken, Kaş'ın sualtını pek sevmem. Hele Marmara'dan sonra terk edilmiş topraklar gibidir, göz alabildiğine kıraç, renksiz. Denizi ne denli görkemliyse, sualtı o denli zavallıdır. Ama Limanağzı, daha doğrusu Fener biraz olsun sempati duymamı ve yeniden Kaş'ta dalış yapmaktan keyif almamı sağladı.

Önceki günlerde peyda olan elektrik sorunu ve patlayan bok tankı yetmiyormuş gibi bir de buzdolabı ara ara devreden çıkmaya başladı. İlk başlarda akülerin şarj tutmamasından olduğunu düşündüm. Gelen elektrik ustası akülerin durumunun pek parlak olmadığını söylediyse de ben hala tesisatın mantığını çözmeye çalışıyor ve ara ara redresörü devreye sokarak aküleri şarj etmeye çalışıyordum.

Derken gömdük bir Ağustos'u daha...