Badi

Çay kaşıkları hep birden titremeye başladı tekrar, vapur tümden sarsıldı ve Haydarpaşa kimbilir kaçıncı kez ardımızda kalmaya başladı. Biz ki dönen silindirin içindeki sorumluluk sahibi fareler için eğlence zamanı yaklaşıyordu. Birazdan Ahırkapı mendireğinin sonuna doğru Badi’yi görecek, gülecek, üzerine espriler yapıp yolumuza devam edeceğiz. Bir minik parantez arası olacak monoton yaşamlarımızda Badi. Oysa biz hiçbir zaman hiçbir şekilde dahil olamayacağız onun dünyasına.

Bu sabah yine çoğu sabah olduğu gibi erkenden kalkmış, denizine girmiş, güneşin ilk ışıklarıyla göbeğini ısıtmak üzere mendirek üzerinde konuşlanmıştı Badi, karabataklarla birlikte.

Onu mendireğin üzerinde daha ilk kez gördüğümüzde, bütün millet şaşkın ya da gülümseyen gözlerle bakarken biz “Badi değil mi bu!” diye haykırmıştık. Kanatlarını kurutan karabatakların arasında uzanmış, göbeğini sıvazlıyordu mutlu mutlu. Yıllar önce Haydarpaşa garında bekçilerden dayak yemiş sessizce ağlayan Badi. Kadıköy meydanında boyacı sandığını zabıtaya kaptırmış sessizce ağlayan Badi. Salıpazarı’nda limonları kaptırıp babasından dayak yiyen ve yine sessizce ağlayan, koca burun ve hüzünlü bir çift gözden oluşan bizim Badi. Paris mahallesinin yetiştirdiği en nadide çingene çocuğu Badi.

Homo sapienlerin dünyasına salıverilmiş bir neandertal insanı gibiydi Badi. Sadece yaşamak, bir çınar gibi yaşadığı yerde kök salmaktı derdi. Küçük istekleri, küçük hayalleri, büyük engelleri vardı. Fakat belki de onu en inanılmaz kılan özelliği her zaman, her koşulda sessiz kalmayı seçmesiydi. Ayakkabı boyayamadı, limon satamadı, fırlamalık yapamadı, öğrenci bile olamadı... Kızmadı, küsmedi; kin tutmadı ve vazgeçmedi. Sadece sustu ve yeri geldi sessizce ağladı. Kavruk bedenindeki kocaman burnunu çekmese kimse ağladığını da anlamazdı.

Babası göçüp gidip yaşamındaki çirkinliklerden biri eksildiğinde, bir de el arabası sahibi oldu, baba mirası. En sonunda onunda kendine ait bir işi oldu. Fikirtepe’nin, Acıbadem’in, Moda’nın sokaklarında el arabasıyla eskicilik yapmaya başladı. Tek varlığı, babasından kalan derme çatma kulübesi ve el arabasıyla belki de ilk kez bir şeyleri başarmaya başladı. Yapamadıklarından oluşan yaşamına en azından ara verdi bir süre. Ta ki Fikirtepe sokaklarında bir aşüfteye aşık olana kadar.