Son Yemek

Tuhaf çocuktu İskarmoz, büyüdükçe de tuhaf bir adam oldu. Hatta aslında birçoğuna göre bir türlü adam olamadı gitti. Kekamoz’a dert yanar dururdu tek varlığı anacığı; ne olacak Celalimin hali diye. Nedendir bilinmez, hep garip bir hüzünle bakardı oğulcuğunun yüzüne. Sanki biliyordu yaşamın daha kıyısındayken boynunun vurulacağını oğulcuğunun.

İskarmoz ilk kez ortadan kaybolduğunda daha 14 yaşındaydı. Gaziantep’e çalışmaya gittiğini yazıyordu anacığına bıraktığı notta; çalışıp, para kazanmaya gittiğini. Neyse ki halden anlar bir babacan adamcağız döndürmüştü yolundan. Daha sonra tiyatroya merak sardı bir süre. Bir kuaförün yanında kısa bir zamanda kadın kuaförü oldu. Derken bir jimnastik salonunda çalışmaya başladı. Sanki kendisi de biliyor ya da hissediyordu zamanının kısıtlı olduğunu. Kısacık yaşamına her şeyi sığdırmaya çabalıyor gibiydi.

En keyifle yaptığı iş vapurda çay servisi olmuştu. Zaten son işi de bu olmuştu. Yüzünden eksik olmayan tebessümüyle, sonsuz gibi görünen saflığıyla kısa bir zamanda herkesin tanıdığı, sevdiği bir adam olup çıkmıştı. Az görüşür olmuştuk son zamanlarında. Derken bir gün anacığı akşam yemeğine çağırdı hepimizi. Bilemedik, anlayamadık ne olup bittiğini. Yemeğin ortasında ben gidiyorum diyene kadar her zaman ki gibi neşeli, her zaman ki kadar çocuktuk. Lapgöt’ün bitmek bilmeyen laz hikayelerinden birinin tam ortasında, “gidiyorum ben” dedi. Bu sefer nereye diye dalga geçtik, bize göre olmayacak yerleri sıraladık bir bir. Oysa abartmaya çalıştığımız yerler gideceği yerin yakınından bile geçmiyordu. “Hozat’a” dedi, “askere”… Lapgöt, Kekamoz ve ben hala öğrenciydik, tuzumuz kuruydu, Paytak’ın daha önünde iki yılı vardı. Asker çocuğu Kıraça zaten yeminliydi gitmemeye, müzmin asker kaçağıydı. Yani, işin doğrusu, nereden çıkmıştı ki şimdi bu askerlik konusu? Daha hiçbirimiz farkında değildik bu ülkede erkek doğmanın cezasının sekiz aydan başladığının. Hepi topu babalarımızın askerlik anıları vardı elimizde.

“Hozat’a gidiyorum” dedi, “Tunceli’nin Hozat kazasına.” Hiçbir şey söyleyemeden kalakaldık öylece. Anacığı dar attı kendini mutfağa. Hep birlikte yediğimiz son yemeğin, son sözleriydi bunlar. Bir tuhaf ayrıldık. Belki de ilk kez büyüdüğümüzü hissettik o gece. Birlikte yüzdüğümüz, balık tuttuğumuz, vapurların tepesinden atlayıp para topladığımız günlerin artık geride kaldığı ve bir daha geri gelmeyeceği gerçeği ile sarsıldık.