Haydarpaşa -I-

Kadıköy ağır ağır uzaklaşmaya çalışırken ardımızda Haydarpaşa’ya vardık bile. Babamın ilk işyeri, benim ilk işim, çocukluğumun ilk kısmını geçirdiğim büyülü Haydarpaşa… Minik bir düldülle ortalıkta gezip vapur saatlerine kadar vakit öldürmeye çalıştığım günler. Ve her vapur yanaştığında aynı heyecan, aynı sorumluluk duygusu, aynı gurur.

Kendimi çok önemli hissettiğim anlardı. Dikkatle son yolcunun da salondan çıkmasını ve görevli memurun –babamın- yolcu salonunun kapılarını kapatmasını beklerdim. Sonra döner sağa sola iyice bakınıp son işareti bekler ve... Ve işte o an gelirdi. İki dudağımın arasındaki düdük o kadar önemliydi ki, sanki o düdüğü öttürmesem koskoca şehir hatları vapuru çakılı kalacaktır yerinde. -Neyse ki hiçbir zaman engel olmadım.- Son işaret babamdan gelirdi. Hadi artık dedim mi soluksuz kalana kadar var gücümle öttürürdüm düdüğü. Ne de olsa koskoca bir şehir hatları vapurunu kaldırıyordum. Sonra da heyecanla beklerdim, kaptanın hizmetime karşılık teşekkürünü. Bir uzun bir kısa sireni duydum mu dünyalar benim olurdu. En çok hoşuma giden kısmı da kaptanın camdan kafasını uzatmış gülümserken diğer taraftan da sireni öttürmesiydi. Ve heyecanla sıradakini beklerdim. Her gelen vapurun yanaşması ve kalkması yepyeni bir heyecan uyandırırdı bende. Yanaşırken halatların gerilmesi, çıkarttığı ses, zincirlerin şıkırtısı... Hatta boşalan vapurun bile kendine özgü bir armonisi vardı. Bacalarından, burunlarından, kıçlarından ve hatta can simitlerinin renklerinden ayırabilirdim onları. Vapurlar insanlar için sadece bir araçtı belki. Ama ben hala bilirim, her vapurun adını, yapım tarihini, kaptanını, diğerlerinden farkını...

Günün her saatinde geniş merdivenlerde durmuş şaşkın ya da hayran gözlerle çevresine bakan insanları görmek mümkündü Haydarpaşa’da. Bohçaları, bavulları ve umutlarıyla şehr-i İstanbul’a akan insanların İstanbul’un büyüsü ile karşılaştıkları ilk noktaydı ne de olsa.

Gün boyunca Kavanoz Abdi, Deli Refik, şair başmemur Recep amca… gün içerisinde başmemur, mesai bitince aşk şiirlerinin ustası Recep amca. Ya da oltası elinden düşmeyen, hatta balık aşkına üç yaşında bir çocuğu karşıdaki mendirekte unutacak denli kendinden geçen Deli Refik.

Geceleri bambaşka bir alem olurdu. Üç kuruş maaşla yaşamanın yolunu arayan nöbetçi gişe memurları gece oldu mu çırçıra başlar, gözlerinin kestiği garibanları jeton parasını alıp gişelerin altından süründürür ya da üzerinde atlatırdı. Neredeyse hiç soran çıkmazdı neden diye. Bu bile başlı başına bir eşsiz bir vodvildi.

Çocukken sanırdım ki Haydarpaşa İstanbul’a açılan kapısıydı koskoca memleketin. Oysa İskarmoz’u bir sonbahar günü uğurladık uğursuz yolculuğuna Haydarpaşa’dan. O gün bugün çocukluk günlerimin neşe kaynağı Haydarpaşa daha başka bir görünmeye başlamıştı gözüme.

Yarın: Yeldeğirmeni