Pruvada iki parlak ışık -II-

Her sabah olduğu gibi erkenden kalkıp kumsaldaki yerini almıştı. Daha kahvaltı hazır olana dek yüzecek, yengeçlerle oynaşacak, tedirgin ve meraklı gözlerle vatoz arayacaktı sığ sularda. Ta ki gözü biraz ileride kıyıya yakın, kayaların üzerinde inip çıkan bota takılana kadar...

Yarım saattir izliyordu ama hala gelen giden yoktu bota. Ne de yakınlarda birileri görünüyordu. Heyecanlı ve temkinliydi. Yerinde duramıyordu. Bir yandan da emin olamıyor, ihtimal veremiyordu. Biraz daha yakınına gitti, oturup izlemeye koyuldu tekrar.

Birazdan kahvaltıya çağıracaklardı. Daha fazla dayanamadı, kayalıkta onu bekleyen bota yöneldi.

Hala kimseler yoktu çevrede. Önce şöyle bir baktı içine. Deposu üzerinde ve bağlı, kürekleri yerlerinde ve sabitti. Motorun üzerinde, emniyet anahtarının olması gereken yerde ince bir halat dolanmıştı. Bunun dışında gayet yeni ve temiz görünüyordu. Bot pruvası açık denize doğru bir kayanın üzerine oturmuş, dalgalarla birlikte hafif hafif sallanıyordu. Sigara izmaritleri vardı botun içinde. Bir de yarım, katlanmış bir bisküvi paketi. İki de boş su şişesi.

Son bir kez çevresini kolaçan ettikten sonra önce oturduğu kayanın üzerinden yavaşça kurtardı. Tek hamlede üzerine çıktı, küreklere asılarak usul usul ilerledi biraz açığa doğru. Bir yandan da hala çevresini yokluyor, botun sahibi ya da onu gören birileri olup olmadığından emin olmak istiyordu. Neredeyse bir saat beklemişti, ne gelen, vardı ne giden.

Her nasılsa bir bot bulmuştu, hem de kıçında motoruyla. Ondört yaşında bir çocuk için daha değerli ne verebilirdi deniz...

Ganimetiyle birlikte sahile geldi. Dikkatlice botu kuma çekti. Bir kez daha çevresine bakındı, hala kimseler görünmüyordu. Oturma tahtasının altındaki fermuarlı çantaya takıldı gözü. Bir kap içinde fener, çakmak ve sigara, ehliyet, cep telefonu ve bir sertifika... dalış sertifikası. Botunu kaybeden salağın ehliyetindeki fotoğrafına bakarak gülümsedi. Hepsini tekrar yerlerine koydu, kabı kapattı. Aynı salağın parmak arası terlikleri takıldı ayağına, onu da diğerleriyle birlikte çantada bulduğu bir poşete koyarken bir kez daha çevresini kolaçan etti. Birden irkildi. Kardeşi uzaktan onu izliyordu. Hemen kürekleri ve bomboş depoyu söktü, poşeti de yanına alarak bottan indi.

Önce çöp konteynerine yöneldi. Poşeti attığı anda tuhaf bir hafiflik hissetti. Bu sabah deniz Ona hayatının hediyesini vermişti ve geriye sadece evdekilere ganimetinin müjdesini vermek kalmıştı.